UserOnline

Archive for Ocak, 2012

Tarihte Bugün 1 Şubat- mynet sohbet-seviyeli sohbet

1 Şubat Tarihinde Yaşanan Olaylar
1662 – çinli general Koxinga, dokuz ay süren kuşatmadan sonra Tayvan adasını ele geçirdi.
1793 – Fransa, İngiltere ve Hollanda’ya savaş ilan etti.
1814 – Filipinler’deki Mayon yanardağı lav püskürdü: yaklaşık 1200 kişi yaşamını yitirdi.
1861 – Amerikan İç Savaşı: Teksas, ABD’den ayrıldı.
1884 – Oxford English Dictionary’nin ilk baskısı yapıldı.
1887 – ABD’de emlakçılık yapan Harvey Henderson Wilcox ve karısı Hollywood isimli çiftliklerini tapu dairesinde kayderttirdi.Los Angeles’in batısındaki araziye telefon, elektrik, gaz ve su getirttiler.Amerikan sinema endüstrisi burada doğdu.
1895 – Lumieres kardeşler, sinema makinasını icat ettiler.
1896 – Giacomo Puccini’nin La bohème operası ilk kez İtalya’nın Turin şehrinde sahnelendi.
1913 – Grand Central Terminal, New York’ta açıldı: dünyanın en büyük tren istasyonu.
1915 – 20th Century Fox film şirketi kuruldu.
1918 – Rusya Gregoryen takvim’e geçti.
1923 – Almanya’da enflasyon artıyor; 1 sterlin 220 bin mark değerine ulaştı.
1924 – İngiltere, SSCB’yi resmen tanıdı.
1935 – Ayasofya, müze olarak halkın ziyaretine açıldı.
1943 – Almanların 6. Ordusu Stalingrad’da teslim oldu
1944 – Gerede, Bolu ve çankırı’daki depremlerde 4611 kişi öldü.
1957 – Alman mühendis Felix Wankel tarafından icat edilen ve çalışan ilk prototip Wankel motoru, Almanya NSU araştırma ve geliştirme merkezinde ilk kez çalıştırıldı.
1958 – Mısır ve Suriye, Birleşik Arap Cumhuriyeti adıyla birleşti. Bu durum ancak 1961′e dek sürdü.
1963 – İki uçağın Ankara üzerinde çarpışarak Ulus semtine düşmesi sonucu 80 kişi yaşamını yitirdi.
1968 – Vietnam Savaşı: Vietkong’lu Nguyen Van Lem, Güney Vietnam’lı mili polis şefi Nguyen Ngoc Loan tarafından vurularak öldürüldü. İnfaz anı hem video hem de fotoğraf olarak kaydedildi.
1974 – İzmir’de sabaha karşı saat 02′de bir deprem oldu, tarihi saat kulesinin tepesinin de yıkıldığı depremde 2 kişi hayatını kaybetti.
1974 – São Paulo’da (Brezilya) 25 katlı bir işyerinde yangın çıktı: 189 kişi öldü, 293 kişi yaralandı.
1978 – Film yönetmeni Roman Polanski kefaletini yakarak ABD’den Fransa’ya kaçtı. 13 yaşında bir kızla cinsel ilişkiye girme suçuyla hakkında dava açılmıştı.
1979 – Humeyni’yi Paris’teki 14 yıllık sürgün yaşamından Tahran’a dönüşünde milyonlarca İran’lı karşıladı.
1979 – Milliyet Gazetesi genel yayın yönetmeni Abdi İpekçi, suikast sonucu öldürüldü. 25 Haziran’da yakalanan saldırgan Mehmet Ali Ağca, 1980′de ölüm cezasına çarptırıldı.
1989 – Milli futbolcu Tanju çolak, Monte Carlo’da düzenlenen törende Altın Ayakkabı ödülü aldı.
1990 – Yugoslav ordusu Kosova’ya girdi.
1992 – Siirt’in Eruh ilçesine bağlı Tünekpınar köyünde çığ düşmesi sonucu 32 er öldü.
1997 – Susurluk kazasıyla ortaya çıkan karanlık ilişkileri protesto etmek ve temiz toplum, temiz siyaset özlemini duyurmak amacıyla Sürekli Aydınlık İçin 1 Dakika Karanlık eylemi başlatıldı.
2003 – Uzay mekiği Columbia, dünyaya dönüşü sırasında, Teksas üzerinde parçalandı: mekikteki yedi astronot öldü.
2004 – Suudi Arabistan’da Hac sırasında çıkan izdihamda 289 hacı öldü.
2005 – Kanada aynı cinsiyetten olanların evlenmesini yasallaştıran 4. ülke oldu.

Mynet Sohbet,İslami Sohbet,Dini Sohbet,Seviyeli Sohbet.Mynet Haber,Mynet Oyun,Mynet,Taksim,Taksim Sohbet Taksim Chat,Taksimchat

Türkiye sağduyusunu korumalı- mynet sohbet-seviyeli sohbet

Türkiye’nin Paris Büyükelçiliği, Ermeni iddiaları yasasının Anayasa Konseyi’ne götürülmesinin ardından Fransa’daki Türk toplumuna yönelik yazılı bir mesaj yayımladı.
Türkiye’nin Paris Büyükelçiliği’nden yapılan açıklamada şu görüşlere yer verildi:

“İktidardaki Halk Hareketi için Birlik (UMP) mensubu milletvekilleri tarafından hazırlanan ve 22 Aralık 2011′de Ulusal Meclis’te, 23 Ocak 2012′de ise Senato’da kabul edilen ‘Fransa’da yasa tarafından tanınan soykırımların inkarının cezalandırılmasına ilişkin yasa teklifi’nin iptali için, bugün 77 Senatör ve 65 milletvekili tarafından, ‘anayasaya aykırılık’ gerekçesiyle Anayasa Konseyi’ne iki ayrı başvuruda bulunulduğu öğrenilmiştir.”

“Türkiye-Fransa ilişkileri üzerinde kalıcı ve derin bir tahribata sebep olacağı ilgili bütün taraflarca bilinen sözkonusu yasa teklifinin Anayasa;ya aykırı olduğunun, Fransa Senatosu Kanunlar Komisyonu tarafından da vurgulandığı malumdur” ifadesi kullanılan açıklamada, “Senato’daki Avrupa Demokratik ve Sosyal Birliği (RDSE) Grubu’nun Başkanı Cantal senatörü Jacques Mézard öncülüğünde gerçekleştirilen başvuru senatodaki altı farklı grubun tamamına mensup senatörler tarafından imzalanmıştır. İktidardaki Halk Hareketi için Birlik (UMP) mensubu ve Ulusal Meclis Fransa-Türkiye Dostluk Grubu Başkanı Michel Diefenbacher;in girişimiyle başlatılan başvuru da başta UMP olmak üzere, üç farklı gruptan milletvekillerinin desteğini almıştır. Bu girişimler bir hukuk devleti olarak tanımlanan Fransa;da hukuka saygılı, Türk-Fransız ilişkilerine değer veren siyasetçilerin sayısının hiç de az olmadığını göstermesi bakımından sevindiricidir” denildi.

Açıklamada, Anayasa Konseyine yapılan başvuruları imzalayan bütün senatör ve milletvekillerine hem Türkiye, hem de Fransa’nın teşekkür borçlu olduğu vurgulandı.

“Anayasa Konseyi’ndeki değerlendirmenin azami bir ay içinde tamamlanması beklenmektedir. Bu süre zarfında, Fransa;da yaşayan ve bir bölümü Fransız vatandaşı da olan Türk toplumu mensuplarının bugüne kadar gösterdikleri sağduyulu ve vakur tavrı sürdürmeleri, sürece müdahale olarak değerlendirilebilecek davranışlardan kaçınmaları hayati önem taşımaktadır” ifadesi kullanılan açıklamada, “Paris Büyükelçiliği asırlara dayanan bir geçmişi bulunan Türk ve Fransız halkları arasındaki dostluğun kısa vadeli siyasi beklentileri aşabilecek güçte olduğuna dair inancını korumaktadır” denildi.

Mynet Sohbet,İslami Sohbet,Dini Sohbet,Seviyeli Sohbet.Mynet Haber,Mynet Oyun,Mynet,Taksim,Taksim Sohbet Taksim Chat,Taksimchat

Kızılderililer – mynet sohbet-seviyeli sohbet

Buzul Çağı’nın en şiddetli döneminde, M.Ö. 34000 – M.Ö. 30000 yıllarında, dünyadaki suyun önemli bir bölümü büyük kıtasal buz katmanları halindeydi. Bunun sonucunda, Bering Denizi bugünkü düzeyinden yüzlerce metre daha aşağıdaydı ve Asya ile Kuzey Amerika arasında, adına Beringia denilen, bir kara köprüsü oluştu. Beringia’nın en geniş döneminde 1.500 kilometre kadar olduğu sanılıyor. Nemli ve ağaçsız bir tundra olan bölge, otlar ve diğer bitkilerle kaplıydı ve bu da ilk insanların yaşamak için avladıkları büyük hayvanları çekiyordu.
Kuzey Amerika’ya ilk erişen insanlar, yeni bir kıtaya ayak bastıklarını muhtemelen tahmin bile edemezlerdi. Atalarının binlerce yıldır yaptığı gibi Sibirya kıyılarında av peşinde koşmaya devam etmişlerdir.
M.S. ilk yüzyıllarda, bugünkü Arizona’da Finiks kentinin bulunduğu yöreye yakın yerleşim birimlerinde, top oynamak için alanların ve Meksika’da bulunanlara benzeyen piramit biçimli kümbetlerin yanı sıra kanal ve sulama sistemleri kuran Hohokumlar yaşıyordu.

Bir kızılderili savaşçı
İlk yerleşimciler Seminoller, Çerokiler ve Mişuki kabileleri ile karşılaştılar. İspanyol kaşifler ise Kaliforniya’da Şoşon, Payitu, Kahula, Mevuk ve diğer bazı kabilelerle karşılaşmışlardır. 19. yüzyılda, Avrupalı kaşifler batıya doğru göç ederken Kızılderili kabileleri kendi topraklarından sürmüşlerdir. Bu dönem batıda Apaçi, Siyu ve Komançi ve diğer kabilelerle yapılan utanç verici savaşlar dönemidir. Bu savaşlardan geriye kalan çok az sayıda yerli ise, Rezervasyonlar (kızılderililer için ayrılmış araziler) olarak bilinen küçük bir alanda yaşamaya mecbur edilmişlerdir.Yani bu halkın büyük bir kısmı soykırım’a uğradı.
Bugün ABD’de hükümet tarafından resmen tanınan 554 Kızılderili kabilesi vardır.
Kızılderililer 1952 yılına kadar Rezervasyon denilen toplama kamplarında yaşamaya zorlanmışlardır. Kizilderililerin halen önemli miktardaki kısmı bu bölgelerde yaşamaktadır.
1626 yılında Hollandalıların satın aldığı New York’ta günümüzde 85.000′den fazla Kızılderili yaşamaktadır.
2007 yılının Aralık ayında, en önemli Kızılderili kabilelerinden biri olan Lakota Siyuları ABD vatandaşlığından çekildiklerini ve kendi devletlerini kuracaklarını ilan etmişlerdir. Toprakları beş ayrı ABD eyaletinin sınırları içerisinde olan Lakotalar’ın bu girişiminin sonuçları henüz kesinleşmemekle birlikte, Kızılderililerin büyük soykırımdan bu yana ilk bağımsızlık girişimleri olarak tarihe geçmiştir

Mynet Sohbet,İslami Sohbet,Dini Sohbet,Seviyeli Sohbet.Mynet Haber,Mynet Oyun,Mynet,Taksim,Taksim Sohbet Taksim Chat,Taksimchat

Bunu Buz Devri’nin sincabı yapmadı- mynet sohbet-seviyeli sohbet

Buz Devri’ndeki sincabın meşe palamuduyla buzdağını çatlatmasına benzer bir çatlama gerçek oldu. Antartika’da bir buzul boydan boya çatladı.
NASA bilim adamları Antartika’da keşfedilen devasa çatlak üzerinde çalışıyor.

Pine Adası boyunca uzanan 30 kilometrelik buz çatlağı, 80 metre genişliğinde ve 60 metre derinliğinde.
Uzmanlara göre çatlak eninde sonunda bütün buzulu kaplayacak ve devasa buzdağı yarılacak.

NASA’da çalışan bilim adamları bu doğa olayının dünya için ne anlama geldiğini araştırıyor.

Mynet Sohbet,İslami Sohbet,Dini Sohbet,Seviyeli Sohbet.Mynet Haber,Mynet Oyun,Mynet,Taksim,Taksim Sohbet Taksim Chat,Taksimchat

Yeni hedefleri tüm organları nakletmek- mynet sohbet-seviyeli sohbet

Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü Müdürü Doç.Dr. Ayhan Dinçkan, ”Merkezin yeni hedefi ise vücuttaki tüm iç organları aynı anda nakletmek” dedi.
Dinçkan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üniversite bünyesinde 1992 yılında kurulan merkezin, iki yıl önce enstitü haline geldiğini söyledi. Dinçkan, merkezin bugüne kadar imza attığı önemli başarılarla, ismini tıp dünyasına duyurduğunu kaydetti.

Dinçkan, hastane bünyesinde ilk böbrek naklinin 1982 yılında gerçekleştirildiğini, böbreğin yanı sıra karaciğer, pankreas ve kalp nakillerinin de rutin hizmet halini aldığını anlattı. Doç.Dr. Dinçkan, çift kol, yüz ve bacak nakilleri operasyonuyla da merkezin başarısını bir kez daha kanıtladığını vurguladı.

Dünya’da ilk defa yapılan rahim naklinin de Akdeniz Üniversitesi’nde gerçekleştirildiğini bildiren Dinçkan, ”Merkezin yeni hedefi ise vücuttaki tüm iç organları aynı anda nakletmek” dedi.

Doç.Dr.Ayhan Dinçkan, her türlü iç organ naklini başarılı yapan bir merkez olduklarını anlatarak, ”Dünyada hangi nakiller yapılıyorsa burada bunları da yapmaya aday olduk. Hayal ettiğiniz sürece beyin ve sinirler dışında vücuttaki her organın naklini yapabilirsiniz. Hayal etmek bitmediği sürece daha başka nakiller de düşünebilirsiniz, hayaller sınırlı değilse, organ naklinin de sınırı yoktur” dedi.

Dinçkan, dünyada gerçekleştirilen yüz naklinin sayısının 20 civarında olduğunu kaydetti. Yapılan deneysel ameliyatların ve ilklerin bilime hizmet ettiğini belirten Dinçkan, ”Yakın zaman sonra yüz nakli, çift kol naklinin de karaciğer, böbrek nakli gibi rutin bir hizmet haline dönüşecektir” diye konuştu. Dinçkan, dünyada çok nadir yapılan ya da hiç yapılmayan nakillerin, Akdeniz Üniversitesi’nde gerçekleştirilmesi yönünde çalışmaların devam edeceğini bildirdi.

-Hasta çok, organ yok-

Organ nakli konusunda yapılan başarılı operasyonların organ bağışını da artırdığına işaret eden Enstitü Müdürü Doç. Dr. Dinçkan, vatandaşların daha duyarlı hale geldiğini bildirdi.

Organ bağışı konusunda Türkiye’nin birçok gelişmiş ülkenin gerisinde yer aldığını bildiren Dinçkan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Bir hasta ve bir organ bulduğumuzda kafamızdaki standart işlemleri gerçekleştiriyoruz. Esas problem, hasta çok organ yok. Organı nereden bulmamız gerekiyor, organı elbette ki kadavra dediğimiz beyin ölümü gerçekleşmiş yoğun bakım hastalarından temin etmemiz gerekiyor. Gelişmiş ülkelere baktığımızda bütün organ nakillerinin yüzde 70,i beyin ölümü gerçekleşmiş kadavra dediğimiz hastalardan elde edilen organları nakil etme yoluyla yapılıyor. Bizim gibi ülkelerde tam tersi durum söz konusu. Yüzde 70′i canlı vericilerden, yüzde 30′u ise kadavra vericilerden organ nakli yapıyoruz ki bu esasında hiç de tasvip edilen bir oran değil.”

Doç.Dr. Dinçkan, Türkiye’de tıbbi imkanların yetersiz olmadığını, yoğun bakım yataklarının yeterince bulunduğunu ifade etti. Beyin ölümü gerçekleşmiş hastanın da mevcut olduğunu ifade eden Dinçkan, tek sıkıntının, beyin ölümü gerçekleşmiş insanlardan organ bağışının yeterli düzeyde olmamasından kaynaklandığını bildirdi.

Son bir haftada organ nakli koordinatörlerine başvurarak organ bağış kartı alan kişilerin sayısında artış olduğunu anlatan Dinçkan, ancak kadavradan organ bağışının ise sınırlı olduğunu söyledi. Türk halkının çok duyarlı olduğunu ifade eden Dinçkan, ”Organ bağış kartı alan kişilerin sayısında ciddi bir artış var. Bu artış içinde yüzünü, kolunu, bacağını bağışlayanlarda önemli ölçüde artış var” dedi.

Dinçkan, Ahmet Kaya gibi örnekler çoğaldıkça insanların da organ bağışına duyarlılığının artacağını bildirdi.

-Organ bağışı kartı vasiyet oluyor-

Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Dinçkan, bir insanın yaşarken organlarını bağışlayabileceğini ancak bunun bugünkü yasalara göre yeterli olmadığını kaydetti.

İnsanların organ nakli merkezlerine ya da Sağlık Bakanlığı hastanelerindeki koordinatörlerine başvurarak organlarını bağışlayabileceklerini dile getiren Dinçkan, şunları söyledi:

”Bir insan organ bağış kartı aldığında organlarını bağışlamış olmuyor, sadece ailesine vasiyet etmiş oluyor. Siz organlarınızı bağışladığınız zaman ‘ben organlarımı bağışladım, bu da benim bağış kartım’ dediğinizde siz organ donörü olduğunuzda yakınlarınızın bağışlamasını bir vasiyet bırakmış oluyorsunuz. Yani organ bağış kartı elde etmekle yoğun bakımda bir beyin ölümü gerçekleştiğinde organlarınız doğrudan bağışlanmış olmuyor. Ailenizden en az iki kişinin yasal olarak imzalı onayının alınması gerekiyor.”

Mynet Sohbet,İslami Sohbet,Dini Sohbet,Seviyeli Sohbet.Mynet Haber,Mynet Oyun,Mynet,Taksim,Taksim Sohbet Taksim Chat,Taksimchat

Mayaların Kehanetleri – mynet sohbet-seviyeli sohbet

Geçmişteki en eski ve en gelişmiş uygarlıkların en güçlüsü ve 2012 yılı için yaptıkları kehanet! Dünyanın en gizemli uygarlığı Mayalar’dan geriye sadece, çözümü onlarca yıl süren yazılı tabletler kaldı. Hiçbir iz bırakmadan tarih sahnesinden silinen bu görkemli uygarlığın izlerini araştıran bilim adamı ve tarihçiler, dünyanın geleceğiyle ilgili önemli ipuçlarına ulaştılar.

Mayalar’ın kriptoyu andıran tabletlerinde dünyanın son çağına gireceği ancak bunun büyük bir tufandan sonra olacağı yazılı. “Uzaylı uygarlık” olarak da tanımlanan Mayalar’a göre dünya bugüne kadar dört çağdan geçti ve her çağın sonunda büyük yıkım yaşandı. Mayalar’ın oluşturduğu takvime bakıldığında da dünyanın yaşayacağı tufan net olarak belli. Mayalar’ın takvimine göre dünya 1 milyon 872 bin günde bir çağ değiştiriyor. Oldukça karışık olan bu takvim bilim adamlarınca ancak yüz yılda çözülebildi.

Kehanetleri:

Yüzlerce yıl önce yok olan Maya Uygarlığı’nın tabletlerine göre dünya büyük bir tufandan sonra son çağına girecek.

Maya takvimindeki yok oluş tarihi Marduk’la da örtüşüyor. Dünyanın beşinci değişimi bu yüzyılda. Tabletlerdeki Maya takvimi tufanların yaşandığı 4 çağdan sonra sonu yine tufanla bitecek 5′inci çağın 21′inci yüzyılda başladığına işaret ediyor.

Mayalar kim?

Her şeyden önce Mayalar çok üstün seviyeli dinsel bilgilerle geldiler. Tek tanrı inancındaki eski “Mu Güneş Dini” ne bağlı bir topluluktular. Örneğin Mısır uygarlığı, Mu’dan sonra gelen ve Mu kadar gelişmemiş bir uygarlık olan Atlantis’in bir kolonisiydi. Öyle olmasına rağmen dönemin çok üstünde bir gelişim gösteren bir uygarlık olarak tarih sahnesine çıktılar. Mayalar o anlamda Mısır’dan hem çok daha üstün bilgiye ve daha eski bir geçmişe sahiplerdi. Çok gelişmiş dini sistemleri sayesinde geleceğe ait bazı bilgilere sahip olan Mayalar’ın geleceğe ait olan bilgileri ise geçmişe ait bilgiye sahip olmalarında yatıyordu. “Başlangıç nasılsa son da öyle olacaktır” diye çok eski ezoterik bir söz vardır. Çünkü bazı şeyler yeryüzünde periyodik olarak tekrar ediyor. İşte Mayalar’ı önemli kılan bu ezoterik (gizli öğreticilik) bilgi birikimine sahip olmalarıydı. Mayalar’a göre yeryüzünde meydana gelen en önemli değişimlerden biri de eksen açısıyla ilgiliydi.

Günümüz bilimsel bulguları Mayalar’ın bu bilgisiyle tam anlamıyla örtüşmüş durumdadır.
Mayalar 2012 için ‘zamanların sonu’ diyor. Ancak bu yok oluş anlamında değil fiziksel bir değişim. İnsanoğlu dört kez geriledi ve artık değişim zamanı. Mayalar’a göre; 2012 yılı insanlığın yükselişinin başlangıcı olacak.

Maya Kehanetleri’ne göre 22 Aralık 2012 tarihi dünya için çok önemli. Çünkü Güncel Teknoloji Haberleribu dönemde içinde yaşadığımız çağ sona ererek yeni bir çağ başlayacak. Büyük bir tufanla gelecek olan bu yeni çağın ipuçlarını ise bilim adamlarına göre iklimsel değişimler sayesinde şimdiden gözlemleyebiliyoruz.

“Beşinci kutupsal kayma” olarak adlandırılan bu değişimde daha önceki değişimlerde olduğu gibi yine kutupların manyetik alanının değişmesiyle meydana geleceğini söyleyen Sınır Ötesi Yayınları’nın Genel Yayın Yönetmeni Ergun Candan, dünyadaki iklimlerin değişimini de buna bağlıyor. Candan, “Kutuplar yer veya açı değiştirdiğinde kutuplarda buzlar eriyor. Kaldı ki, küresel ısınma sonucu şu anda Kuzey Kutbu’ndaki buzullar zaten erimeye başlamış durumda.

Mayalar’a göre de daha önce yaşanan dört çağda tıpkı bu şekilde sona erdi” diyor.
Dünyanın en az dört kez kutupsal kayma (kuzey ve güney kutbu) yaşadığı bilimsel verilerle kanıtlandı. En son Discovery kanalında dünyanın manyetik alanının belirli periyotlarla nasıl değiştiğini bilimsel çevreler açıkladı. Hatta bilgisayar ekranındaki üç boyutlu animasyonlarla gösterimi yapıldı. Şu anda dünyanın manyetik alanında muazzam bir değişim var. Bunun da en büyük nedeni güneşte meydana gelen değişimler. İlginç olan Mayalar bunu biliyordu. Konunun bir diğer yanı da Mayalar’ın bununla da yetinmeyip, gelecekte tüm insanlığı etkileyecek trajediyi bizlere şifreli bir şekilde duyurmuş olmalarıdır. Bu şifreye göre dünya için 2012 yılı çok önemli.

Yani bu görüşe göre 2012 yılında dünya yok mu olacak?

Mayalar 2012 için ‘zamanların sonu’ diyor. Fakat bu dünyanın top yekun yok oluşu değil, bir fiziksel değişim. Daha önce yaşanan sanki tufan gibi düşünebiliriz. Bu fiziksel değişimlerle birlikte ruhsal değişimler de birbirleriyle orantılı devam ediyor. Her bir büyük fiziksel değişimlerle birlikte insanlık ruhsal değişimde yaşıyor. Şu ana kadar insanlar aşağıya inişi yaşadı. Birincisinde biraz daha kabalaştı, ikincisinde biraz daha, üçüncüsünde biraz daha… Dördüncünün sonunda tam anlamıyla bir dip yaptı. Bu yüzden 2012′yi Mayalar insanlığın yeniden yukarı çıkışın yaşanacağı bir çağ olarak tanımlıyor. Hatta çeşitli dinler bundan Altın Çağ, vaat edilen cennet veya Nirvana gibi bahseder. 2012′nin önemi burada. Aşağıya inen insanlık tekrar yukarı çıkacaktır. Bunun da ilk basamağı 2012′dir diyor Mayalar.

Bugüne kadar Mayalar’ın hangi kehanetleri yerini buldu?

Şu anda bilimsel olarak ispat edilen dünyanın dört kez kutup değişimi geçirdiği. Bugün bu durum ispatlanmış durumda. Günümüz insanları bunu yeni keşfetse de, Mayalar bunun farkındaydılar. Bu bile başlı başına önemli bir şey.

Mayalar’la ilgili tüm bu bilgilere nasıl ulaşıldı?

Bütün bunlar dünyaca ünlü astro fizikçi Coterelli’nin bilgilerini bir BBC muhabiri Adrian Gilbert’in derlemesi sonucunda dünya kamuoyuna duyurdu. En önemli buluş da eski Maya kenti Palanque’deki Yazıt Tapınağı’nda buldukları mezar taşının kapağındaki şifreyi çözmeleriyle oldu.

Şifre nasıl çözüldü?

Simetriyle ilgili bilgileri çözerek çok önemli sonuçlara ulaştılar. Kapağın üzerindeki şerit motiflerini simetrik bir şekilde yan yana getirdiklerinde ortaya Jaguar ve bunun üzerinde de bir Yarasa sembolünün ortaya çıktığını gördüler. Mayalar’ın sakladıkları bu sembollerin bir anda belirmesi Cotterel’i şaşkına çevirmişti. Çünkü Mayalar’ın mitolojik yazıtlarında Jaguar beşinci yani bizim çağımızı, yarasa ise ölümü sembolize etmekteydi!… Kapağın üzerinde açık bir şekilde görülen “Güneş Haçı” nın üzerindeki ilikler ise Güneş’in manyetik iliklerini temsil etmekteydi. Bu da Mayalar’ın gizli mesajıydı. Yaşanacak trajedinin sebebi Güneş’te meydana gelecek olan manyetik değişimlerdir!..

Mayalar şaşırtıcı bir astronomi bilgisine sahip bir medeniyetti. Sadece Güneş, Ay ve Mars gibi bugün amatör gözlemcilerin dahi gözlemleyebildiği yakın cisimlerle değil, neredeyse bütün uzak yıldızları, yıldız gruplarını ve bunların hareketlerini gözlemlemişlerdi. Hatta bu gözlemleri sayesinde bir yılı bizim bugün süper bilgisayarlarla hesapladığımız süreden milyonda bir hata payı ile hesaplamışlardı. Zamanı ölçmede hassas hesaplara ulaşmak için döngülerden ve iki ayrı takvimden yararlanmışlardı.

Bunların ilki, “kutsal takvim” olarak bilinen ve 20′şer günlük 13 aydan oluşan “Tzolkin” (Gün Sayımı) denen döngüdür. Bu döngü, 13 rakam ve 20 ismin oluşturduğu kombinasyonları içerir ve 260 günlük sürecin bitiş günü “13 Ahau”dur. “Haab” adını taşıyan bir ikinci takvim, bugün bizim kullandığımız güneş takviminin çok benzeridir ve yine 20′şer günlük 18 aydan oluşur. “Uinal” olarak adlandırılan bu 20 günlük ayların toplamı 360 gün yapar ve Maya zaman ölçümünde buna “tun” adı verilir. Normal güneş yılı için gerekli olan 5 artık gün, 5 tanrının adıyla “tun”a eklenir (aynı Mısır ve Sümer”de olduğu gibi!) Her iki döngünün gün sayıları ancak 52 güneş yılı sonra eşitlenir. Tzolkin ile Haab’ın bitişleri aynı güne denk gelir yani, Tzolkin’e göre 13 Ahau gününde, Haab da sona ermiştir.

GÜN SAYISI İSMİ 1 Kin 20 Uinal 360 Tun 7200 Katun 144000 Baktun İşte Mayaların efsanevi “Long Count” yani “Uzun Sayım” dedikleri süreç, 13 Baktun’a eşittir (1.872.000 gün = 5125,36 güneş yılı) Maya tarihinde “başlangıcı” olarak belirlenmiş noktayı bilmezsek, yukarıdaki hesabı yapamayız. Bizim takvim sistemimize göre bu an, İsa’nın doğduğu varsayılan yıldır. Gregoryen takvimimizde biz bu yılı “0″ olarak kabul eder ve öncesini, sonrasını buna göre hesaplarız.

Mayalarda da bu tarihin başlangıcı 0.0.0.0.0 günü olmalıdır; yani herşeyin başlangıç noktası Arkeolojik bulgular ve Karbon-14 yöntemi yardımıyla yapım tarihi bizim takvimimize göre büyük bir kesinlikle belirlenen birkaç tapınakta (İzapa, Chichen Itza ve Monte Alban’da) Maya rahiplerinin, yapılış tarihini belgeleyen Uzun Sayım tarihleri de bulunmuş ve yanılma payıyla birlikte Milattan Önce 11 Ağustos 3114 tarihi 0.0.0.0.0 noktası olarak tespit eidlmiştir. Ve buna göre 13.0.0.0.0 tarihi 21 Aralık 2012 gününe denk gelmektedir.

Maya takviminin 21 Aralık 2012′de bitmesinde ne var diye soruyor olabilirsiniz. Aslında bu tarih tespit edildikten sonra araştırmacılarında kafasına takılan soru buydu. Ve ilk akla gelende, astronomide bu kadar ileri bir toplumun bu tarihide bir astronomik oluşumla ilişkilendirmiş olma olasılığıydı. Bu yönde yapılan araştırmalar bu fikrin doğru olduğunu ortaya koydu.

Bilindiği gibi 21 Aralık tarihi yılın en kısa günüdür. John Major Jenkins, 21 Aralık 2012′de gökyüzünde oluşan astronomik konumların, oldukça sıradışı birleşmelere işaret ediyor. Bunların en önemlisi, gezegenlerin ve Ay’ın üzerinde hareket ettiği, “Ekliptik” olarak adlandırdığımız “tutulum çemberi”nin, tam 21 Aralık günü Samanyolu’nun dünyadan görülen ekvatoral çizgisiyle kesişmesi. Bu kesişmenin, modern astronomik ölçümlere göre “galaksimizin merkezi” olduğu belirlenen noktada (süper karadeliklerden biri olduğu düşünülüyor.) gerçekleşmesi, bu tarihi daha da ilginç kılıyor. Ama daha ilginci, 21 Aralık günü Güneş’in de tam “gündönümü” sırasında bu noktayla aynı hizaya gelmesi. Astronomik deyişle “Gündönümü Güneşi”, Ekliptik ile Samanyolu kuşağının “galaksi merkezi” olduğu belirlenen noktayla aynı hizada kesiştiği koordinata yerleşiyor. Bu birleşim, Mayalara göre, “Güneşler” olarak adlandırdıkları devrelerin beşincisinin noktalandığı anı belirlemekte.

Maya kozmogonisine göre, dünyanın geçmişi, 13 Baktun’luk (aşağı yukarı 5125 yıl) devrelerden oluşur ve bunların her birinin bitimi, dünya için radikal değişimler ve büyük yenilikler içerir. İçinde bulunduğumuz devre, Mayalara göre beşinci ve son devredir ve 13.0.0.0.0 tarihinde son bulacaktır. Bizim takvimimize göre sözü edilen bu tarih, 21 Aralık 2012′ye denk gelmektedir.
Mayaların bugüne ilişkin öngörüleri,efsaneleri veya kehanetleri ise gerçekten çarpıcı. Buna geçmeden önce bir bilgiyi daha vermek gerekli. İçinde bulunduğumuz galaksi milyonlarca yıldıza sahip olmasına rağmen, galaksimizin merkezi olarak gösterilen nokta yıldız miktarının gayet seyrek olduğu bir nokta. Yaklaşık 25,800 yılda toplam 4 kere (dünyanın presession süresi) galaksi merkezimizle,

* ” A door into the heart of space and time will open” , Zamanın ve uzayın kalbindeki kapı açılacak
* ” The cosmos will be reborn or recreated ” , Evren yeniden doğacak, yeniden yaratılacak
* ” We will reach the Zero Point of the process – a moment of collective spiritual birth ” , Döngünün sıfır noktasına erişeceğiz, toplu ruhsal doğuş anı
* “…our basic orientations will be inverted. On the level of human civilization, our basic assumptions and foundation values will be exposed, and we will have the opportunity to embrace values long since driven under the surface of our collective consciousness”

Bizim basit doğamız ters yüz olacak. Aslında tek önemli tarih 21 Aralık değil 2012 yılı için. Mayaların astronomi birikimlerinde , Boğa takımyıldızındaki Pleiades grubunun ayrı bir önemi var. G Bu yıldız grubunun gökyüzünün tepe noktasından (“Zenith” noktası) geçişi, Mayalar için önemli bir olaydı ve genellikle Tzolkin ile Haab’ın son günlerinin çakıştığı 52 yıllık dönemin sonunda yaşandığı için de fazlasıyla önemsenirdi. Monte Alban’dan İzapa’ya dek birçok kentte, gökyüzünün tepe noktasını gözlemlemek için hizalanmış şaftlara sahip yapılar bulunmuştur. Bu gözlem noktalarında başını yukarı kaldırıp belli bir anda daracık şafttan gökyüzüne bakan gözlemci, yalnızca Zenith noktasını görürdü. Meksika’nın güneyinde, İzapa’nın bulunduğu paralel üzerinde Güneş – Pleiades buluşması, presesyon etkisinden bağımsız olarak her yıl, ilkbahar ekinoksundan 61 gün sonra gerçekleşir. Günümüzde bu tarih, Güneş’in Boğa Burcu’na girdiği 20 Mayıs tarihine denk gelmektedir.

Bu buluşma Zenith’te gerçekleşirse ne olur?

Mayıs 2000′deki gezegen dizilimini hatırlayacaksınız. Ama ondan çok daha önemli birşeyi çoğunluğumuz bilmiyoruz. Mayalarca önemli olduğu yeterince vurgulanan gün, Güneş – Pleiades – Zenith buluşmasıdır ve bu astronomik olayın gerçekleşme tarihi de 20 Mayıs 2000′dir.

Mayalar, 13 Baktun’un hemen öncesine denk gelen bu astronomik buluşmayı, bir sürecin başlangıcını işaretlemek için kullanmışlardı Ünlü Kukulkan piramidinin tepesinde, doğrudan Zenith’e yöneltilmiş, çıngıraklı yılan kuyruğu biçiminde bir sütun yer alır. Çıngıraklı yılanın kuyruğundaki “çıngırak” işaretleri, Maya kültüründe Pleiades’in simgesidir. Çıngırağın biraz aşağısında, “Ahau yüzü” olarak adlandırılan bir kabartma vardır ve bu da, Güneş’i simgelemektedir. Bir bütün olarak Kukulkan piramidinin tepesindeki şekil, Güneş – Pleiades – Zenith buluşmasına işaret etmektedir..

Orta Amerika’nın balta girmemiş ormanlarında kaybolup gitmiş bir uygarlık… Tarihte en çok merak edilen insanların soyu: Mayalar…

Kimdi bu insanlar?… Nereden gelmişlerdi ve çağımıza hangi mesajları bırakmışlardı?

İşte bu sorular; 1773 de şu meşhur şehir Palanque’nin* kalıntıları bulununcaya kadar; yazarların, kaşiflerin, bilim adamlarının iki yüz yıl boyunca kafa yordukları sorulardan sadece birkaçıydı… Hala bile tamamen ortaya çıkarılamamış ve gün geçtikçe vahşi ormanın tehdidini üzerinde hisseden bu muazzam kent, yeni dünyanın en çok merak ettiği sırrıydı… Göz alıcı beyaz kireç taşıyla, Rönesans Masonları’nın bile kusur bulamayacağı mükemmellikte inşa edilmiş o piramitler, tapınaklar ve saraylar görenleri dehşet içinde bırakıyor… Ne yazık ki kentin en önemli binalarının duvarları üzerindeki şifrelerin çözülmesi ancak 20. Yüzyılın sonlarına doğru gerçekleşebilmiş, bu hazinenin değeri ancak bu şekilde anlaşılabilmiştir.

Bulgular bizden oldukça farklı bit toplumu gün ışığına çıkarıyor. Mayalar sadece Yeni Dünya Uygarlıkları’ndan değil, kendi dönemleri içinde yaşamış Eski Uygarlıklar’dan da çok farklıydılar. Yaşamsal gereçler haricinde pek fazla kişisel mala sahip değillerdi. Mısır ve diğer mahsulleri yetiştirmek için basit tarım araçları kullanırlar, bununla beraber toprağın verimliliğini sağlamak amacıyla, tuhaf ve acı verici majik ayinler düzenlenmesi gerektiğine inanırlardı. Bu majik nitelikli ayinler, doğayla barış yapmak adına harikulade süslü ve gösterişli giysileriyle rahipler ve kabile liderleri tarafından yürütülürdü. Maya kabilesi hiyerarşik bir toplumdu. Kanun adamları da köylüler de yerlerini bilirlerdi. Mayalar’ın, Avrupa’da aynı çağda yaşamış diğer karanlık çağ toplumlarından önemli bir farkları vardır:
Mayalar Astronomi uzmanıdırlar…

“Güneş’in 5. Çağı”nda yaşadıklarına, bizim devrenin insanına gelinceye kadar yeryüzünde “Dört Çağ” ve “Dört Irk”ın gelip geçtiğine inanırlardı. Onlara göre u dört ırk, büyük afetlerle yok olmuş, her çağdan geriye kalabilenler bu olup bitenleri anlatabilmişlerdir.
M.Ö. 12 AĞUSTOS 3114′den,
M.S 22 ARALIK 2012′ye…

Maya Kronolojisi’ne göre, yaşadığımız “5. Çağ” M.Ö. 12 Ağustos 3114 tarihinde başlar ve M.S. 22 Aralık 2012 tarihinde biter. Mayalar 2012′de dünyanın katostrofik (ağı hasarlı) depremlerle karşılaşarak, büyük bir “Tufan”a sahne olacağına inanırlar.

Bu güne kadar Mayalar hakkında birçok kitap yayınlanmış fakat, hiç biri bu tuhaf ama dikkate değer takvimi incelemeye, bu kesin tarihleri neye dayandırarak ortaya koyduklarını araştırmaya cesaret edememiştir. Takvimlerin mekaniği hakkında pek çok şey yazılmasına rağmen, onları bu tarz komplike zaman sistemleri oluşturmaya iten sebepler hala karanlıktaydı.

Artık kurdukları saatin alarmı çaldı çalacak… Ve biz nihayet onların sadece kendi zamanları için değil, tüm insanlık için hayati önem taşıyan bu bilgilere sahip olduklarını görüyoruz.
Uygarlıkları bizim standartlarımıza göre ilkeldi belki… Çağlayan nehirlerinden başka su sistemleri, yolları, arabaları, elektronik bilgisayarları yoktu… Ama diğer konularda engin bilgi ve altyapıya sahiptiler. Son araştırmaların gösterdiğine göre Mayalar, bizim düşünemeyeceğimiz, hatta tahmin bile edemeyeceğimiz tarzda fizik ötesi bilgi ve pratiği kullanabiliyorlardı.*

Bu esrarengiz insanlar, Avusturalya Yerlileri gibi rüyayı, geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman hakkında yorum ve kehanetler yapabilmek için kullanmışlar, gezegenleri ve yıldızları da modern araçlar olmamasına rağmen tuhaf bir biçimde doğru olarak takip edebilmişlerdir.
Mayalar, kendi dinlerine çok sıkı bağlı olan bir toplumdu. Sırlarla dolu dinleri dıştan bakışta hiçbir şey anlaşılamayacak kadar şifreliydi. Ona ancak inisiye olanlar nüfuz edebilmekteydi.* Dinlerindeki sırlar mitolojik anlatımlarında üstü örtülü bir şekilde dile getirilmiş durumdaydı. Ama mitolojilerindeki sembolik anlatom üzlubu da çözülemeden, bu bilgilere ulaşmak hiçbir zaman mümkün olamamıştır. Mayalar kelimenin tam anlamıyla gizemli bir toplumdu…

İlk zamanlarından son zamanlarına kadar (M.S. 600 – 800 yılları arasındaki Post-Klasik dönem ve sonraki birkaç yüzyıl) dünyadaki en önemli sanat eserlerinden bazılarını üretmişlerdir. Fakat hala tam olarak anlaşılamayan bazı sebeplerden dolayı, Maya Uygarlığı çökmüş ve kabile, kentlerini terk etmek zorunda kalmıştır. Bir zamanlar muazzam piramitler inşa edip, yıldızlar ve gezegenler üzerine çalışma yaptıkları bölgenin büyük bir kısmı şu anda ormanın ve toprağın derinliklerinde yatmaktadır.

Maya Uygarlığı’nın üzerinde yükselen Toltek ve Aztek kabileleri, bugünkü Mexico City’nin daha kuzey bölümlerine yerleşmişlerdir. Bununla beraber Maya Uygarlığı’nın en son temsilcileri güneydeki tepelere ve kuzeydeki Yucatan Yarımadası’ndaki düzlüklere dağılmışlar, asıl yerleşim merkezi olan orta kısım ise tamamen terk edilmiştir.

Mynet Sohbet,İslami Sohbet,Dini Sohbet,Seviyeli Sohbet.Mynet Haber,Mynet Oyun,Mynet,Taksim,Taksim Sohbet Taksim Chat,Taksimchat